BİTMESİN BU ROMAN!

BİTMESİN BU ROMANHer yıl binlerce kitap yazılır, basılır. Kimi kitabevinin en gözde yerine konuşlanmış masanın üzerinde yerini alan birkaç yeni kitaptan biridir. Kimi, rafların arasına sıkıştırılmış sırtında yazan küçük puntoları okuyup ilgilenecek okuyucusunu bekler. Kitabevlerinin en havalı kitapları “En Çok Satanlar” reyonuna konulmayı başaranlardır! Çok satılan romanların yan yana dizilmiş hali diğer kitapları ezerken şiir kitapları, her zaman kitabevinin en arka köşelerinde yer alır… Bazı kitaplar yayınevinde yer alacak kadar şanslı değildirler onlar marketlerin orta yerinde sepet içerisinde satışa sunulurken sadece ucuz oldukları için rağbet gördüklerinden bihaberdirler. Bir de çarşıya, pazara, köprü üstlerinde yer tezgâhlarında yer alanları vardır bizler onlara “Korsan” diyerek dudak bükeriz. Basanlar da, satanlar da yazarın, yayıncının emeğini hiçe sayanlardır. İçimi en çok acıtanlarsa cilası yapılmamış, selefonu matlaşmış, içi en kalitesiz hamurdan seçilmiş yasa dışı baskılardır.

Eski zamanlarda kitapların okuyucusuyla ilk buluşmasına kadar geçirdiği evre son derece zahmetliydi. Macintosh bilgisayarlarda yapılan dizgiler tek tek sayfalara yazdırılırken yayınevinde bambaşka bir telaş başlardı. Bütün sayfalar sıraya dizilir, birer birer harmanlandıktan sonra üzerini örtecek kapakla kaynaşır, ciltlenmesi yapıldıktan sonra kendisini giyotine teslim ederdi. Giyotin derken sağını solunu törpüleyen o ağır ve ürkütücü makineyi kullanan kişinin de ciddi bir kol kasına sahip olması gerektiği unutulmamalı…

Teknoloji hayatımızın her yanını işgal ederken bizler yeniliğe ve rahatlığa çok kolay alıştık. Kitabın serüveni değişirken bizlerin tercihleri de değişti. Eskiden sıradan ama samimi kitapları beğenirken şimdi fantastik, korku, macera, tutku dolu kitapları seçer olduk. İşte böyle başlamıştı şiir kitaplarının en ücra köşelere taşınması. Duygularımızı paylaşmak yerine kendimize saklamayı öğrendiğimizde, hayal dünyamızın sınırları genişleyip heyecanı,  şiddeti sevmeye başladığımızda…

Bir kitaba tutulup almak yerine bazen herkes okuduğu için, bazen ucuz olduğu için, bazense belirli bir kitleye hitap ettiği için kitap seçer olduk. Kendimizi bulduğumuz, akıcı bir romanla karşılaştığımızda belki hiç bitmesin diyecek kadar keyifte aldık. Ağır bir romana rastladığımızda ise bir an önce bitsin diye sıkıntıyla okuduğumuzda oldu. Kimimiz aceleci davranıp yarıda bırakıp başka bir kitapta aradı heyecanı, tutkuyu… Sizin hiç okuyucu olarak kavgaya tutuştuğunuz, gırtlağını sıkmak isteyecek kadar nefret ettiğiniz roman karakterleriniz oldu mu?   Benim oldu. Taraf tuttuğum karı ya da kocalar, dövmek istediğim, sövdüğüm kişiler, acıyıp ağladığım roller; aslında yazarın başarısıydı. Romanın içine öyle almıştı ki beni, oturdukları kanepede oturuyor, yedikleri yemeği tadıyor, esen rüzgârla ürperiyor, havadaki aşk kokusunu soluyabildiğim zamanlarda yazarın işini ne kadar doğru yaptığını hissetmeyecek kadar onlardan biri oluyordum. İşte öyle zamanlarda da “Bitmesin bu kitap!” diyordu insan kendi kendine…

Yazarlar, günlerini gecelerini birbirine katıp, araştırmalar yapıp biraz arttırıp biraz eksiltip son’a yaklaştıklarında ne hissederlerdi? Onlar da “Bitmesin bu roman!” derler miydi hiç? Aslında kitap nasıl bir tutkuysa okuyucu için yazar için de bitmeyecek bir aşktan farksızdır. Hem mutlu son olsun isterler hem hiç bitmesin… Duymuştum da nasıl olduğunu bilmezdim. Yazarlar son’a yaklaşınca farklı bir telaş kaplarmış ruhlarını… Bitmesin isterlermiş içten içe… Onca zaman harcanan emek… Soyuttan somuta dönüşmesin mi hayaller?

Zamanın değişimi, teknolojinin rahatlığı okuyucular için de yazarlar için de rahatlık getirse de gerçek kitapseverler internetten sipariş vermek yerine kitabevine gidip kitabın kokusuna, dokusuna tutulup, almak isterler. Hem yazar hem de kitap tutkunu bir okuyucu olarak, teknolojinin ve grafik tasarımın yarattığı mucizelerden haberdar olmakla birlikte vaktiyle tek tek harmanladığım ilk kitabımın sayfalarını sevmeyi, kolum acıyarak giyotinin kolunu çevirmeyi ve bazen onlarca sayfayı çarçabuk yazmama rağmen kitabımda eksik kalan 2 sayfayı aylardır yazmayarak kendimle didişmeyi önemsiyorum… Ve ben de sonunda öğreniyorum ki, ayrılık vakti geldiğinde, “Bitmesin bu roman!” diye kaçırıyormuş yazarlar, tüm perilerini!

Leave a Reply