GÜNÜ BİRLİK GURBETÇİLERDİR,

En mutlu olduğu anda, olmayı en çok istediği yerde başını uçağın levyesine koydu ve sonsuz uykuya daldı daima gülen yüzlü çocuk…

        Ateşi düştü, düştüğü yerden çok daha uzaklara yayıldı, yaktı tüm gönülleri. Tabutuna pilot brövesi iliştirdiler… Bugün mü almalıydı onu, böyle bir günde mi diye mırıldandılar arkasından… Şaka yapıyor sandı dostları… İnanmadılar… Gözlerinin önünde her an gülümseyen bir yüz vardı; uçmaya ölümüne sevdalı, duygusal, insan gibi bir insan kaldı akıllarında. Kabin memuruydu ama pilot olmak için çalışıyordu. Lisansını almasına çok az kalmıştı. Daima gülen çocuk en beklenmedik anda hepimize veda etmişti…”

 Sevdaya tutunmak… İnsanın yüreğine söz geçirememesi kadar zor bir şey yoktur! Bazı sevdalar vardır tutkulu, vazgeçilmez… Kim, uzaktan ne düşünürse düşünsün sıradan bir iş değil, çılgınlıktır, bağımlılıktır aslında…

Uçmak… Uçuş tutkusu; alabildiğince özgür hissetmek istersin kendini pamuk pamuk bulutların üzerinde, ellerini uzatıp dokunmak küçük bir uçak penceresinden dışarıya bakarken… Mavinin beyaza olan hoyrat dokunuşlarını seyredersin zaman zaman uzaklaşır gibi umarsız. “Aşk” diye nitelendirirsin boynunda bir uçak kolyesi taşımayı. Ayakların bir defa kesildi mi yeryüzünden bir kez daha yere basmayı istemezsin. Seneler çabuk geçer gökyüzünde. Ruhun devinimini yaşarken yıllar yansır bedenine ancak bulutlar hep aynı görünür gözlerine. Mesafeler daima vardır, uzanan yollar oldukça! Kavuşmalar, vedalar, uzaklıklardan doğan hasretler… Günü birlik gurbetçilerdir gökyüzüne demir atanlar! En güzel mektuplar otel odalarında yazılır, fotoğraflarla yaşanır hayatın geride kalanları… Bakarsın kaçırmışsın yine bir kez daha bahar çiçeklerinin açmasını… Her aşk zordur; yorar insanı, uçmaya sevdalanmak bir başka yıpratır ruhları! Bir yanın hep eksik kalır mavi derinliklerde tadarken şeker kokulu bayram günlerini. Kızıl tomurcuklu yılbaşı gününde yakanda hüzün konaklar sevdiklerinden uzak. Yeri gelir boğazında sırça köşklü düğümler atılır, yeri gelir alnında boncuk boncuk inci taneleri dizilir. Hastalıkmış, ölüm acısıymış, para sıkıntısıymış umursayamazsın. Çelik örme bir duvar gibi olur suratın, yaşadığın her şeyi göğsündeki kanadın altında saklarsın.

Başka hayatlar günü yaşarken sen geceyi beklersin, kabuğunu kırıp göğe yükselmek için.   Giydiğin an üniformanı, başka bir ruha bürünür bedenin, devleşirsin. Evindir, yuvandır, belki de tek dostundur, yeri gelir kocandır, hanımındır tayyare dedikleri… Ve sen tutulmuşsundur bir kere sevdaya, arkanı dönüp gidemezsin…

Gelenler vardır, gidenler… Yıllar sonra bile hatıraları ekip arkadaşlarının dudaklarından akan, durmayan… Bir de kurşun yaraları vardır uçuş sevdasına tutulanların en kıymetlileri… Göğün mavi-beyaz aşkına tutunan, heybetli bir uçağın metal bir kırıntısında uçuşan ve her biri göğsümüzdeki bröveyi delip geçen kurşun taneleri… İşte onlardır yüreklerimizi en fazla dağlayan ve yıllar geçse de hiç aklımızdan çıkmayan. Kim oldukları, düşleri, sorumlulukları, en son vedaları sorgulanan… Hangi havayolunun üniformasını taşıdıkları hiç önemli değildir! Günübirlik gurbetçilerdir, sevdaya tutulan ve sevdaları uğruna bulutlara asılı bir hayata tutunan…

 

Leave a Reply