HİÇ UÇAĞINIZ DÜŞTÜ MÜ?

 Sıradan bir günün akşamüzeriydi… Bir yandan haberleri dinlerken diğer yandan yemek hazırlıyordum. Çalan telefonun aylardır göğsümde kıpırdanmayan duyguları harekete geçireceğinden habersizdim. Arayan kuzenimdi. Yeğenimin okuluna gidip çocuklara kabin memurluğu mesleğinin tanıtımını yapmamı rica ediyordu. Meslek dersinde ki bu çalışmayla çeşitli mesleklerden kişileri tanıyan çocuklar ileride yapmak istedikleri işe karar vermekte zorlanmayacaklardı. Belki de bu sayede ilkokul 3. sınıfta bir mesleği hayal edeceklerdi…

Kuzenimi kıramam, kabul ettim. Ancak telefonu kapattıktan sonra içimde bir sıkıntı oluştu. 15 Yıllık uçuş hayatıyla ve 3,5 yıl derneğimizde çalışırken geniş bir fotoğraf-video arşivi oluşturmuştum. Elimdeki kaynakları çocuklara sunmak benim için oldukça keyifli bir deneyim olacaktı. Hatta temel kabin memurluğu eğitimindeki öğrencilere defalarca mesleki sunum yaptığım için bu konuda tecrübeliydim de. Öyleyse neydi bu bütün gece boğazımı yakan, arada uykuya daldığımda rüyama giren sıkıntı?

6 Ay olmuştu aynada üzerimdeki üniformanın aksini görmeyeli. Gar dolabımın gözden uzak köşesine son kez astığım günü anımsadım. Kumaşın dokusundaki her bir iplik düğümünü hissederek üzerinde gezinmiş, parıldayan altın renkli tek kanatlı bröveye tutunmuş, parmaklarımın arasından kayıp giden ipek eşarbı koklamış, içi boşalmış omuzları hala dik duran vatkaları sımsıkı kavramış ve gözyaşlarıma hâkim olamamıştım.

Tak. Tak. Tak… Parlak granitlere her çarptığında yankılanan uzun topukların sesi, salına salına taşınan o göğsü mareşal gibi süslü, üniforma ceketi. Her daim bakımlı yüzler, eller… İnsanların bir kabin memuruyla karşılaştığında gözlemlediği detaylardı. Ya imreniliriz ya haset ediliriz, ortası yoktur! Hani “İç hatlarda mı uçuyorsunuz, dış hatlarda mı?” sorusu vardır ya duymaya en alışkın olduğumuz! Onun da ortasının olmadığı gibi… Cevap: “Dış hatlar.” olsa karşınızdakinin gözünde büyüyecekmişsiniz gibi… Çoğu zaman –Aslında hep hostes olmak istediklerini- duymuşuzdur…

Bir kişi kabin memuru olmak için nelerden vazgeçebilir? Türbanını atıp tüm ailesine karşı çıkan ve sonunda kabin memuru olmayı başaran birini tanımıştım. Ya da olması gerekmeyen bir ameliyatı sırf şirket doktoru haksız yere: “Uçamaz!” raporu verdi diye düşünmeden olan bir başkası gibi…

Ben veda etmemiştim O’na. Mecburi bir ayrılıktı bizimkisi, apansız karşılaştığım. Kırılmıştım içten içe uçaklara, gökyüzüne… Tayyare maketleri, bröveler, üniformalar evimde olan ne varsa hepsini derneğimize götürmüştüm. Sadece en son üzerime giydiğimi saklamıştım. Sonrasında hayatın akışına teslim etmiştim kendimi. Onca zaman yapamadığım, ihmal ettiğim ne varsa onlarla ilgilendim. Yaşadığımla alakalı hiçbir sorgulama yapmıyor, daha önce yaşamadığım bir hayatı yaşıyordum. Zihnim, düşünce ve suallerden tamamen arınmıştı.

Kuzenimin telefonu beni uyuduğum uykudan uyandırdı. Akşam herkes yattığında üniformamı çıkardım dolaptan. Hala uçak kokuyordu, benim için… Çantamı hazırladım. Sabahı zor ettim. Erkenden hazırlanmaya başladım. Her bir detaya dikkat ettim sanki gerçekten uçuşa gidiyormuşum gibi. Belki de birçok çocuk için hayatında göreceği ilk kabin memuru olacaktım. Bir zamanlar hızlı hareketlerle giydiğim üniformamı seremoni havasında giyindim. Yeniden uçuşa başlamak gibiydi hissettiğim. Saat takmayı hiç sevmem. Oysa her kabin memurunun saat kullanması mecburidir. Ben sadece uçuşa giderken takardım. Saatimi elime aldım, baktım ki, durmuş… Demek ki, aylardır hiç saat takmamışım. Benim için zaman gerçekten durmuş!

Yolda giderken kendi kendime konuşuyordum: “Camiadan biri beni görse: “Semra Dereli aklını kaçırmış! Üniformasını giyip sokaklarda geziyor…” der diye… Yeğenimin okuluna gittim. Okulun merdivenlerinden çıkarken bedenimi dikleştirdim. Üniformanın bir ağırlığı vardı, giydiğimde içinde büyüyordum sanki… Sınıfa girdiğimde çocuklar alkışladılar. Yıllar sonra tahta sıralara oturdum ancak bu defa sığmayarak! Sıralar bizim zamanımızdaki gibi gerçek ahşap değildi. Okul çantaları hala kocaman, ağır… Sıraların yanlarında askıya asılmış. Zaman eğitim sistemini de değiştirmiş. İnterraktif eğitime geçilmiş. Sınıfta dizüstü bilgisayar, projeksiyon cihazı, her çocuğa ait dolap… Bir tek kara tahta aynı kalmış duvarda! Oysa ben artık akıllı tahtalar var zannediyordum. Sınıfta kocaman bir çam ağacı, yeni yılın süslerini taşıyordu. Çocuklar heyecanlı, kıpır kıpır gerçek dünyadan bir haber saf bakışları…

İlkokullara etüd çalışması yapıp meslek tanıtımı yapmak dernekteyken planladığımız bir projeydi. Böyle bir zamanda, bu düşünceyle örtüşen çalışmaya adım atmak benim için çok manidar oldu. Çocuklara ilk önce “Hostes” değil “Kabin Memuru” demeyi öğrettim. Sonra kabin memurlarının uçakta neden var olduğunu. “Kabin Memurları emniyeti nasıl sağlar?” dedi biri. Diğeri: “Ben de kabin memuru olmak istiyorum…” Sorulara cevaplarım bitmeden ayağa kalkıp sallanmaya başlıyorlardı tek parmakları havada. “Uçakta yangın çıkarsa ne yapılır? İtfaiye mi çağrılır?” diye sordum. Hiçbiri bilemedi. En çok “Sizin uçağınız düştü mü?” diye sordular. “Tarihte birçok uçak düşmüştür…” diye açıklamaya başladığımda sözümü kesip: “Siz içindeyken uçağınız düştü mü?” diye sordular.  “Neden oksijen maskesini önce büyükler takar, sonra çocuklarına takar?” diye sordum. “Daha uzun yaşamak için…” dedi birisi. Bir den müzik sesi bütün sınıfta yankılandı. Sorular, cevaplar havada asılı kaldı… Projeksiyon makinesi devreye girdi zannettim, meğer teneffüs zili bile artık müzik yayınına dönüşmüş!

Öğretmen, çocuklar, sınıf anneleri memnun, teşekkür ederek beni uğurladılar. Topuklarımın sesi mermer zeminde yankılanarak, etrafımda koşturan çocukların bakışları arasında ayrıldım okuldan. Ardıma hiç bakmadım. “Hostes!” diyenleri duymadım. Hayat bambaşka bir yöne akıyordu benim için. Küçücük zihinlere, doğru bilgiler aktarmanın huzuruyla hayatın bana sunduğu yeni yolda ilerleyecektim. Sorgusuz, vah’lanmadan, ileriye bakarak yine dimdik yine alnı açık!

 

 

Leave a Reply