Son yıllarda kuş sürüsüne girerek büyük kazalar yapan 18 uçağın ve bu kazalarda hayatını kaybeden 200 kişinin kayıtlara geçmesi sivil havacılıkta kuş çarpmasının ne denli ciddi ve yadsınamaz bir gerçek olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin Asya ve Afrika arasında göç yolunda olması ise özellikle göç mevsiminde uçuş emniyetini tehdit etmekte…
“16 Ağustos 2009 günü Zürih’ten kalkan bir Boeing 737–800 tipi uçak 148 yolcusuyla 2 saat 30 dakikalık uçuşun son yaklaşma safhasına kadar sakin ve sıradan bir uçuş geçirmişti.
Bütün acil durumların hep başkalarının başına geleceğini düşünmeye alışkın birçok kişi iniş takımlarının açılmasıyla karşılaşacakları tehlikeden habersiz iniş hazırlığındaydı. Kabin amiri, iniş anonsunu yapmış: Kaptan: “Kabin Ekibi, iniş için yerlerinize!” anonsunu tamamlamıştı.
Uçağın iniş takımları hizasında birbiri ardına “Tak tak tak” sesine benzer bir ses duyuldu… Kabin Amiri’nin ilk aklına gelen iniş takımlarının açılmakta zorlanması ve sonrasında gerçekleşebilecek gövde üzeri iniş ihtimali oldu. Akabinde Business Class’ta oturan Türk yolcular “Yanık kokuyor!” diye bağırmaya başladılar. Kabin Amiri, yolculara sakin olmalarını ve dışarıyı gözlemlemelerini, motorlarda yangın, duman ya da herhangi bir şey görüp görmediklerini yüksek sesle sordu. Yolcular pencerelerden bakıp sadece yanık kokusu aldıklarını söylediler. Ardından uçağın ön sağ kapı altı ve pitot tüplerinin altının kesiştiği noktadan da darbe sesleri duyuldu. Kabin Amiri, yolculara tekrar bağırdı: “Duman, yangın ya da alev uzaması görmüyorsunuz değil mi?” Maksadı kokpite bilgi ulaştırmaktı. Arka galleyde bağlanmış olan sorumlu kabin memurunu arayarak kabin içi ile ilgili bilgi verdi. Biliyordu ki, kokpit tarafından kabin içi görüşmeler dinlenmekteydi ve bu bilgi kokpit için hayati önem taşımaktaydı.
Marmara Denizi’ne inme kararı almış olan kaptan bu bilgi doğrultusunda Atatürk Havalimanı’na inişe devam etme kararını alacaktı. Kabin Amiri, kabin içini gözlemlemeye devam etti. Arka galley ya da kabin boyunca duman görünmüyordu. Gittikçe artan yanık kokusu ve gövdeden gelen darbe sesleri nedeniyle kuş sürüsüne girdiklerini anladı. Yanında oturan Kabin Memuru’na büyük bir ihtimalle kuş sürüsüne girdiklerini, panik olmamasını ancak her şeye hazırlıklı olmaları gerektiğini söyleyerek emergency komutları sesli olarak birbirlerine tekrarlamaları gerektiğini belirtti. Komutların hepsini Türkçe ve İngilizce olarak 2’şer defa tekrarladılar. Kabin Amiri, yolculara tekrar sakin olmalarını söyledi. Kabin Memuru ile birlikte tekrar komutları tekrarladılar. O sırada uçak tek motorla Atatürk Havalimanı’na inişini sorunsuz gerçekleştirdi. İnişi takiben uçak park pozisyonuna gelmeden durdu. Uçağı push-back aracı çekmeye başladığında Kabin Amiri, uçakta motor kaybı olduğunu anladı. Uçağın 2. Motoru da inişi takiben kaybedilmişti…
Uçak pisti terk ettikten sonra Kabin Amiri, bilgi vermek üzere kokpiti aradı. Kaptanlara kabin içinde herhangi bir duman, alev uzaması, yangın olmadığını, yolcuların sakinleştiğini ve kabin ekibinin iyi durumda olduğu bilgisini verdi. Sorumlu Kaptan, ekibine leylek sürüsüne girdiklerini ve her şeyin kontrol altında olduğunu bildirdi. Ardından yolculara anons yaparak durumla ilgili bilgi verdi.
Yolcular emniyetli bir inişin ardından teşekkür ederek uçaktan indiler. Uçuş sonu sorumlu kaptan tarafından kabin ekibine debrifing yapılarak durum değerlendirmesinde bulunulmuş ve sonrasında kabin amiri tarafından ‘Olayın önemi ve olaydan çıkarılacak dersler’ konusunda kabin ekibiyle istişare yapıldı.
BU OLAYLA İLGİLİ KABİN AMİRİNİN KİŞİSEL GÖZLEMLERİ:
– British Airways’te tahliye yapmış bir kabin amirinin olay sonrasında verdiği bir beyanatı okumuştum: “Emergency durumların hep başkalarının başına geleceğini düşünürdüm. Oysa benim başıma da gelebilirmiş!” Bu yorumu kabin amiri olduğumda brifing maddesi olarak belirlemiştim ve Zürih uçuşuna başlarken de, brifingte : “Emergency olaylar her zaman başkalarının başına gelmez. O yüzden her an teyakkuzda bulunalım. Bizler bunun için eğitildik, görevimizin gereğini yapalım…” demiştim. Uçuş sonu değerlendirmede teyakkuzda bulunmanın önemini bütün kabin ekibi fark etmişti!
– Emergency durum gelişirken oturduğunuz koltukta bir şeylerin yanlış olduğunu biliyorsunuz. Ancak saniyeler sonra gelişebilecek olayın ne olacağı hakkında hiçbir bilginiz olmuyor. Her şeyin olabileceğini bilerek bekliyorsunuz.
– Eğer ekibiniz o ana kadar güven duymanıza sebep olacak davranışlarda bulunmuşsa kendinizi kuvvetli, güven uyandırmayacak davranışlarda bulunmuşlarsa kendinizi yalnız hissediyorsunuz…
– Kokpitte nelerin geliştiğini, arka istasyonda gözünüzle göremediğiniz ekip arkadaşlarınızın ne yaşadığını bilememeniz çok kötü bir his!
– Kokpite bilgi vermek istiyorsunuz: sadece “İyiyiz!” demeniz bile belki onları psikolojik olarak rahatlatacak ancak onların o anda inanılmaz sıkıntılı ve stres altında yoğun olduklarını hayal ediyor, prosedür gereği arayamıyorsunuz…
– O anda ne annesiniz ne eş ne de evlat! Yıllarca, defalarca, belki de sadece o an için, eğitilmiş bir kabin memurusunuz…
– Gereği ne ise yerine getireceksiniz ama bunu yaparken bir makineden farksız davranacaksınız. Olay bittiğinde yaşayacağınız travmadan haberdar olmayacaksınız…
– Size bakan yüzlerce insanı sakinleştirecek ya da hayatını kurtarabilecek kişiler sizlersiniz… Hepsi korku dolu bakışlarla size bakıyorlar tek istedikleri sizden pozitif bir yaklaşım ya da hayatlarını kurtaracak bir komut! Bu insan vicdanına yüklenmiş büyük bir sorumluluk… Pembe sayfalarda yazan her şeyi bilmeniz gerektiğini, o anda, bir kez daha anlıyorsunuz.
– Uçuş sonu, gövdedeki hasarı görene dek durumun gerçek boyutunu kavrayamıyorsunuz…
– Her an her şeyin sizin başınıza gelebileceğine dair inancınız artıyor!


