“29 Aralık Van, 8 Ocak Diyarbakır, 16 Ocak Ankara, 26 Ocak Cumaovası, 3 Şubat Ankara, 17 Şubat Londra, 25 Şubat Amsterdam Kazası… Yılsonunun telaşı, yeni yılın heyecanı yaşanan aylarda havacılık camiası acı bir kronoloji ile hüzünleniyor… Yüreğimizde taşıdığımız her bir kurşun yarasının anısına, saygıyla… “
YA EKİP ARKADAŞI?
“Uçmak” isteği yüzyıllar boyu insan hafızasını zorlayan bir duygu olmuştur. 1002 Yılında yapay kanatlar kullanarak Niş abur’da bir camiinin damından atlayan Cevheri’nin bilinen ilk Türk hava şehidi olmasının üzerinden geçen yıllar “Uçmak” istediğini gerçeğe dönüştürse de hava şehidi betimlemesi telaffuzu zor da olsa gerçekliğini korumakta.
Uçma tutkusu meşakkatli bir meslek gurubuna kapılarını açalı uzun yıllar olduysa da üniforma taşımanın ve kader birliği yapmanın ağırlığı her daim varlığını sürdürmekte.
Üniforma taşıma ve kader birliği olgusu toplumumuzda ilk olarak askerlikle öğreniliyor. Asker olan gençlerimizin duygu dünyası teskerelerini aldıktan sonra bambaşka bir yoğunluğa karışıyor. Duymaya alışkınızdır “O benim asker arkadaşım!” diye başlayan cümleleri. Askerlik biter: Askerlik anıları, hiç bitmez! Yaşayan bir kez yaşar, çevresindekiler defalarca dinler… Evlerinin sıcak ortamından uzakta bir kışlada, belki karlı dağın eteklerindeki bir karakolda can yoldaşın olur asker arkadaşın. Kimi zaman namlunun ucuna değişini görür gözlerin, uzatıp elini itemezsin namluyu az ileriye, can verir kollarında bedeni. Kimi zaman da güle oynaya sarılır, ayrılırsın elinde teskere ile.
Ya ekip arkadaşın? Uçma sevdasına tutulunca bir kere, ortak dil üniforma olur sonrasında paylaşılan uzun mesailer… Ya ekip arkadaşın? Gece 3–5 nöbetlerini karanlık kabine yansıyan mutfağın ışığında beraber tuttuğun? Birlikte zamana karşı yarıştığın, günlerce uzak memleketlerde, yabanıl şehirlerde görev yaptığın. Bir incik boncuk uğruna pazarlığa tutunduğun, beraber bir öğün yemeği paylaştığın, yeri geldiğinde beraber güldüğün ya da ağladığın. Bayramların, özel günlerin aileden uzakta ki hasretini beraber çektiğin, yıllarca aynı dili konuştuğun. Her hareketinde karşındakini de kontrol ettiğin, kendi canını bir bağlamda emanet ettiğin ekip arkadaşın…
Gün olur sabah ekip odasında karşılaşırsın. Sarılır, öpersin. Gün olur koridorda yanından geçerken sadece selam verirsin. Gün olur uzaktan görür bir selam bile veremezsin. Sonra bir bakarsın birkaç saat sonra gelir acı haberi… “…… Sefer sayılı uçak….” Ciğerin yanar, “Ben seni çok severdim, ekip arkadaşım…” diyemezsin.
“Uçmak” duygusu sahne tozu gibidir: İnsanın içine işleyince vazgeçilemez olur… Zaman mefhumu olmayan bir tünel, alır götürür tutku dolu bir hayata. Kaybedilenler olmasa mutlu biten filmler gibi olurdu her bir uçağın hikâyesi… Boynu bükük durmazdı hiçbir zaman üniformanın kanatlı brövesi.
An olur zaman durur gözbebeklerinde. An olur anılar bir film şeridi gibi gözlerinin önünde. Bakmışsın her şey boşmuş, aslında yalanmış! Bakmışsın sözün bittiği yerde durmaktasın. Bakarsın, bakarsın… Bir kez daha bakarsın.
Cevap alamadığın sessiz duruş karşındadır. Son bir selam durursun, veda başlamıştır…
