Made IN CHINA: ANADOLU RESTORAN

Her şeyin başarıyla kopyalandığı Çin’de benzerinin dahi Çinlilerce yapılamadığı nadir değerlerden biri olsa gerek eşsiz Türk Mutfağı… Bir dünya devi, Çin Mutfağına kafa tutacak kadar iddialı yemeklerimiz Türkiye’ye hasret damakları ve Türk esintisine alışanların vazgeçilmezi olmayı hedefliyor.

İdare’nin başkenti Pekin olmakla birlikte ülkede cazibenin merkezi olan Şangay’ın en merkezi caddelerinin birinde Anadolu Türk Restoranını bulmak mucize oldu. Bütün dünyaya kendini kabul ettiren Çin mutfağına rakip olmak büyük cesaret isteyeceğinden bu güzel mekânın hikâyesini dinlemek için oldukça sabırsızlandım.

Restoranın gösterişli tabelası uzaktan dahi dikkat çekerken Yunan Restoranı’na HengShan caddesinde de komşuluk yapıyor olması insanı şaşırtıyor. Mekânın iç tasarımında ise geleneksel Türk esintisi hâkim. Duvarları çevreleyen Osmanlı motiflerinden oluşan bordür, Türkiye fotoğraflarından oluşan tablolara eşlik ederken nazar boncukları ve bakır siniler mekâna renk katmakta. Otantik süslemelerle bezenmiş restoranın duvarlarında ki Atatürk tabloları da mekânın iç tasarımının tamamlayıcısı olmuş.

Anadolu Restoran’ın sahibi Metin Yektaş ile tanışıyorum. Aslen Kahramanmaraşlı. 10 yaşında ailesiyle Almanya’ya gitmiş ve1978’den beri Almanya’da yaşıyormuş. Ortağı Ömer Akyazıcı ise çalıştığı Alman firmasına ait Şangay’da yeni kurulan şirketin genel müdürü olarak Çin’e yollanmış. Bu firmanın 3 şirketinden sorumlu olan Ömer Bey ise kendisinin Almanya’dan çocukluk arkadaşı olan Metin Bey’i Çin’e çağırmış. Buraya geldikten sonra Türk restoranı ihtiyacı olduğunu düşünmüşler ve Anadolu Restoran’ı açmışlar. Burada iş kurmanın çok zor ve bürokratik işlerin uzun zaman aldığından hayıflanırken ortağının sahip olduğu Alman pasaportu ile resmi başvurularda bulunduklarını bu sayede bazı bürokratik engellerin aşıldığını söylüyor. Şangay Bölgesi’nde %100 yabancı sermaye ile açılan ilk şirketin kendi şirketleri olduğunu gururla anlatırken diğer Türk şirketlerinin serbest bölgede ve Çinli ortaklarla kurulabildiğinden söz ediyor. Her şeyin resmi olduğu restoranın iç piyasa şartlarına uymak zorunda olduğunu, Çin’de ki kanunların Türkiye’de ki yasalardan çok farklı olduğunu vurguluyor.

Restoranın müşteri profilinin %80’i Avrupalı, %20’si Çinlilerden oluşuyormuş. Türk müşterilerin az olduğunu söylediğinde çok şaşırıyor, başka hemşerilerimin midesinin benim kadar hassas olmadığını aklımdan geçiriyorum. Söz yemeğe gelmişken mönüye göz atmanın sırası geldi diye düşünüyorum. Menü Türkçe, İngilizce ve Çinceden oluşuyor. Kebap çeşitleri, döner, pide çeşitleri, çorba, salata, mezeler ve içecek olarak ayran, limonata, Türk kahvesi ve bize özgü alkollü içecekler mevcut. Malzemelerin teminini soruyorum. Çoğu ürünün Çin’den aldıklarını öğreniyorum. Nargile içen Ortadoğulu müşteriler dikkatimi çekiyor. Nargile kömürü bulmanın bazen sorun olduğunu aktarıyor. Çay, Türk kahvesi, nane, sumak gibi Çin Mutfağı’na uymayan baharatlar, zeytin, beyaz peynir ve rakının Türkiye’den geldiğini söylüyor. Bulunamayan malzemelerin yerine orada bulunan başka malzemelerin kullanıldığını ekliyor. Ancak uygun olanın her lezzetin orijinal malzemeyle yapılması olduğunu ifade ediyor. Örneğin mezeye beyaz peynir yerine oradaki muadili feta cheese kullanıldığında çok yumuşak olduğu için aslından farklı bir tat oluştuğunu belirtiyor. Keşke Türk mamullerinin hepsini tüm dünyaya ihraç edebilsek diye bir kez daha düşünüyorum. Yurt dışında gittiğim tüm Türk restoranlarının ortak sıkıntısı bu. Bazı kuru ürünleri: baharat, çay, Türk kahvesi içki gibi mamulleri getirtebiliyorlar ancak mutfağımıza has birçok lezzeti mönülerinden mahrum ediyorlar. Bazı markaların lisansını almanın zorluğundan da bahsediyor Metin Bey. Türkiye’de markalaşmış ürünlerin lisansını almak için ciddi bir tüketimin olması gerektiğini, Çin’de ki bir Türk restoranında da çok hızlı bir tüketimin olmadığı için bazı markalaşmış firmaların lisansını almak yerine Çin’de muadili olan başka şirketlerin ürünlerini aldıklarını söylüyor. Hem ihracat yelpazemiz yeterince geniş değil hem de lisans vermek için girişimcileri zorluyoruz… Sonra da komşu Yunan’ın baklavamızı tescilletmesi gündeme gelince dövünüp duruyoruz! En azından yurt dışında bayrağımızı temsil eden küçükte olsa girişimcilere destek olunması gerektiğini aklımdan geçirirken mutfağımızın şubesi Anadolu Restoran’ın malzemelerinin kalanını Çin’den temin etmesine artık şaşırmıyorum.

Metin Bey, bulunduğumuz muhitin Şangay’ın en meşhur eğlence merkezinin olduğunu, etrafın alçak katlı binalarla inşa edilerek yeniden yapılanan Çin’e oldukça tezat bir mimariye sahip, Türk, Alman, Brezilya Konsoloslukları gibi mühim kurumların komşu olduğu bir yerde olduğunu söylüyor. Belki de bu sebepten dolayı müşteri profilinin çoğunu yerel halk değil de Avrupalılar oluşturuyor. Metin Bey helal yemek arayanların Türk Restoranını tercih ettiklerini, Müslümanların dışındaki müşterilerinin ise hijyene önem veren, temiz mutfak arayanlar ile Çin mutfağının kokusundan rahatsız olanların oluşturduğunu belirtiyor.

 

Yabancıların Türk Mutfağı’nı tanıdığını, özellikle Avrupalıların döner ve pideyi iyi bildiklerini, alıştıkları ya da göz aşinalığı olduğu Türk Mutfağını tercih ettiklerini ekliyor. Restorana gelen Türklerin ise burada damak tadına uygun bir yiyecek bulamayan bazen sadece bisküvi ile beslenmek zorunda kalan Türk gurupların olduğunu burada içleri rahat keyifle yemek yediklerini anlatıyor.

Restoranda 2 Türk aşçı ve çift vardiya ile çalışan 25 Çinli personel varmış. Haftanın 7 günü sabah 11.00 den gece 2.00 ye kadar açık mekânın aşçıları 45 yaşındaki Trabzonlu Yaşar Açkali ile İzmirli Taner Ağtürk. Metin Bey kendilerini tanıdık aracılığı ile bularak bu işe davet etmiş. Çalışma izni gibi tüm resmi işlemleri patronları hallettiği için burada işe başlamaları onları çok zorlamamış.

 

Metin Bey, Almanya’da iktisat okurken hip hop kıyafetleri satılan bir butik çalıştırmaya başlamış sonrasında iş hayatına atılmak uğruna üniversiteyi terk etmiş. Onun hayat serüveni 90’lı yılların Almanya’ sın da böyle başlayarak hala dillerini bile konuşamadığı bir ülkede Türk-Alman yatırımı olarak görülen ve bu sayede kapıların açıldığı bir işe adım atarak devam etmekte. Çocukluk arkadaşı Ömer Bey’in genel müdürü olduğu ve aynı gurup altında çalışan 4 ayrı şirketin alt yatırımı gibi bir intiba vermesinin de bu iş yerinin açılmasında etkili olduğu söylenebilir. Geleceğe dair plan yapmaktan kaçınırken durum değerlendirmesi yaparak yeni kararlar vereceklerini ekliyor.

 

Kanuni yasaklara ve sınırlamaya rağmen hızla artan nüfusu ve dünya pazarında neredeyse her şeyin Çin’de üretilmesiyle ayakta duran ekonomisi Çin’in geleceğini kuvvetlendiren etkenler. Taklidinin üretilmediği bir tek bizlerin kaldığı Çin Toplumu’nda dinsel yasakların olmaması nedeniyle her şey yenilmesi insanı seçim yaparken düşündürüyor. Pişirme şekli ile kullanılan malzemelerin farklı olması bizlerin damak tadına ters olsa da tüm dünyada kabul görmüş bu mutfakla yarışmak hiçte kolay değildi. Restorandan ayrılıp bir kez daha ardımda bıraktığım mekânda bu rekabete karışan Türklerin çabasını düşünüyor, gururlanıyorum.

 

 

 

 

 

Leave a Reply