Fırtınadan önceki sessizlik durağan hayatın içerisine öyle işlemiş ki, hayal gücünüz az sonra ortaya çıkacak olan kuvvetli rüzgârın, şehri birbirine katacağına inanamıyor. Sakinliğin ve huzurun hâkim olduğu kentte, gün gecesine kavuştuğunda, üzerindeki örtüyü atıp hareketli eğlence şehrine dönüşümüyle şaşırtmakta…
Okyanusun öte yanı hele ki söz konusu Amerikan rüyası ise her zaman merak konusu olmuştur. Birçok insanın ergenlik düşleri Amerika’ya adım atmakla örtüşür. Amerika’nın gücü ve tüm dünyaya hükmeden tarzı ilk gençlik yıllarındaki dimağları kolayca etkilemektedir. Ancak geçen yıllar, karşılaşılanlar ve Amerika’da tutunmaya dair edinilen bilgiler kişilerin Amerikan rüyalarından uzaklaşmalarında etkili olmaktadır. Amerika koskocaman bir kıta ve her köşesi diğerinden farklı şehirlerden oluşmakta. Bu sayımızda efsanevi rüzgârlı şehre uzanırken, Amerika’nın bilinen yüzünden farklı manzaralarına dokunacağız.
Chicago, Illinois eyaletinin Michigan Gölü kıyısında kurulmuş olan Amerika’nın üçüncü büyük ve orta batının en büyük şehridir. Amerika’nın New York ya da Los Angeles gibi diğer şehirleriyle kıyasladığınızda tamamen kargaşadan uzak, huzurlu, yeşil alanların bol ve özenli olduğu, düzenli bir şehirde bulunduğunuzu düşünüyorsunuz. Özellikle temel eğitimini mimarlık bazlı alan akademisyenlerin mutlaka görmesi gereken bir şehir Chicago. Burada dünyanın en ünlü mimarlarının projelendirdiği yapılar mevcut. Dev gökdelenler, uçsuz bucaksız diye nitelendirebileceğiniz ve peyzaj mimarisine hayran kalabileceğiniz parklar zihninizi karıştırmakla birlikte dinlendiriyor. Amerika’nın en yüksek binası olan 110 katlı Sears Kulesi, AON Binası ve Hancock Kulesi gibi yapılar ve dünyanın en büyük ticari binası olan Merchandise Mart şehirde öne çıkan eserler arasında yer almaktadır. İlk çelik gövdeli gökdelenin yapıldığı yer Chicago’dur.
Tanınmış mimarların tasarladığı yapılar kadar şehre ruhunu katan diğer bir yanı ise Jazz müziğinin doğum yeri oluşudur. Kentte çok şık Jazz ve Blues barların yanı sıra her an her yerde bu müziğin melodilerini duymanız mümkün. Örneğin kaldığınız otelin kahvaltı salonunda tabakları toparlayan zenci garson bir anda Jazz söylemeye başlayarak tüm salonda ki insanları bir anda susturabilir. Hiç beklenmedik bu enfes müzik ziyafetiyle karnınızla birlikte ruhunuzu da doyurabilirsiniz.
Caddelere kendinizi attığınızda herhangi bir mağazanın önünüze geldiğinizde şaşırarak vitrine bakabilir ve vitrine kurulmuş olan mini orkestranın solistinin canlı olarak söylediği şarkıyı dinleyerek yolunuza devam edebilirsiniz. Chicago iklimi ve genel yaşamıyla tam manasıyla sürprizler şehri…
Ulaşım için her türlü kolaylığın sağlandığı şehirde yemek yemek için sıkıntı yaşamıyorsunuz. Benim gibi midesi hassas olan kişilerin de rahatlıkla yemek yiyebileceği güzel ve şık restoranlar mevcut. Üstelik seçenek yelpazesi oldukça geniş. İtalyan, Meksika, Japon, Fransız, Hint mutfaklarının yanı sıra bol ödüllü Türk Restoranı ve klasik Amerikan barbeküsü içeren restoranlar oldukça lezzetli yemekler sunmakta. Yemekten sonra dünyaca ünlü müzikalleri yahut tiyatro oyunlarını izleyebilir yılın çeşitli zamanlarında şehri hareketlendiren festivallerin etkinliklerine katılabilirsiniz.
Chicago, kışın bambaşka bir ruha bürünmektedir. Ayazıyla ünlenen kente bir gazetecinin kazandırmış olduğu “Rüzgârlı Şehir” lakabının sebebinin kışın Michigan Gölü’nden esen soğuk rüzgâr olduğu sanılmaktadır. Havanın ısınmasıyla birlikte şehrin büyük bölümünü kaplayan parklar ve göl kıyısındaki plajlar piknik yapanlarla dolar. Plajlarda voleybol oynamak, gölde yüzmek, yelken ve sörf yapmak ve kanallarda tekne gezileri yapmak keyifli vakit geçirmek isteyenler için ideal seçim olacaktır. Michigan Gölü, Kuzey Amerika’nın en büyük üçüncü, dünyanın en büyük altıncı tatlı su gölüdür. Gölün dibinde, Navy Pier denilen yerin Deniz Kuvvetleri tarafından kullanıldığı zaman yapılan tatbikatlarda düşen 200 adet 2. dünya savaşı uçağı ve çeşitli sebeplerde batan binlerce gemi batığı bulunmaktadır. Bu batıkları altı camlı gemi turları ve özel dalış turları ile görmek mümkündür.
Göğü delip geçen gökdelenleri, dünyanın ilk Mc Donald’s restoranı, iki katlı banliyö trenleri, kanallar arasına sıkışmış tarihi dokusu, her bir katı daire şeklindeki devasa yükseklikteki göl kenarı otoparkı, tarihi kostümler giyinmiş faytoncuları, baktığınızda kocaman metal bir yumurtayı andıran ancak manzarasına Chicago’yu sığdıran ve Millenium Park’ın temasına sadık kalan eser “The Bean” ile aynı parkta yer alan akustik harikası açık tiyatro Chicago’ya gelen herkesi şaşırtmaya ve şaşırtırken de etkilemeye yetecek nitelikte.
Birleşik Devletlerin, kendine özgü bu kenti dünyanın görülmeye değer şehirleri arasında yer almakta. Kendinize değişken bir havanın hâkim olduğu bir gezi armağan etmek isterseniz okyanusun ardından size el sallayan rüzgârlı şehre uçmayı deneyin…



