“Uçak kaçırma” sivil havacılığı defalarca kere tehdit etmiş çoğu zaman kötü sonuçlarıyla anılan bir olgudur. “Uçak Kaçırma” eylemi sonuçlarının vahameti nedeniyle zihinlerimize ve tarihin sayfalarına daha büyük puntolarla yazılamayacak harflerle kazınmış, “11 Eylül” ve benzeri isimlerle nam salmışlardır… Belki de bu sebepten sonuca ulaşmamış uçak kaçırma girişimleri dile getirilmemekte hatta bu tarz girişimlerin büyük olayların ön hazırlığı olabileceği gerçeği göz ardı edilmektedir.
17 Ağustos 2009 Günü, Tel Aviv’den kalkan Airbus 321 tipi uçak, İstanbul’a iniş için alçalmaya başlamıştı. Kabin Amiri, alçalma öncesi bilgi vermek üzere kokpite girmişti. Ön mutfağın boş olduğunu gözlemlemiş 20 E ve 20 D koltuklarında oturan 2 İsrail vatandaşı yolcu ön mutfağa geldiler. Kabin Amiri, kokpite girmeden önce mutfak perdesini kapatmış önüne büyük boy ikram arabasını park ederek güvenlik alanı yaratmıştı. Ancak yolcular perdeyi açtıklarında yollarını kesen park halindeki servis arabasının blokesini kaldırmayı başardılar. O sırada kabinde yemek tepsileri toplanmaktaydı. Servis arabasında su kalmayan kabin memuru yeni bir şişe su temin etmek için ön mutfağa geldiğinde 2 yolcuyla karşılaştı. Yolcular kabin memuruna tuvaletin yerini sordular. Kabin memuru tuvaletin yerini işaret ettikten sonra yolcular kokpite girmek istediklerini beyan ettiler. Kabin memuru kokpite yolcu girişinin yasak olduğunu belirtti. Yolculardan biri tuvalet ve kokpit kapılarını göstererek hangi kapının kokpit kapısı olduğunu sordu. Kabin Amiri, kokpitte bulunduğu anlarda ön mutfağı görüntüleyen kamerayı kontrol ederken yolcular ve kabin memuru arasında geçen diyalogu fark etti ve dikkatini görüntüye vererek gözlemlemeye başladı. O sırada Kabin memuru, tuvaletin kapısını aralayarak: “Tuvalet burada. Girmek istiyorsanız buyurun” dedi. Ancak yolcu kokpite girme isteğini yeniliyor ve bu konuda ısrar ediyordu. Kabin memuru, bunun mümkün olmadığını yineledi. Yolcu tansiyonu arttırarak eliyle ön yolcu kapısını işaret etti, eğer kokpite girmez ise kapıyı açacağını ve kendisini uçaktan aşağı atacağını söyledi. Kabin amiri, yolcuların mutfakta uzun süre kalmalarından şüphelenmişti, kamera görüntülerini dikkatle izliyordu. Yolcunun el hareketleri ve yüz ifadesini görünce sorumlu kaptana ön mutfakta bir problem olduğunu, kamerayı bakmasını söyledi. Yolcu kabin memuruyla girdiği polemikten sonra tuvalete girdi. Kabin memuru diğer yolcuyu koridorda beklemesi için mutfağın dışına yönlendirdi ve mutfak perdesini kapattı. Servis arabasını perdeye paralel çekerek güvenli açık alan oluşturmaya çalıştı. Kabin amiri kokpitten çıkabileceği güvenli anı bekledikten sonra dışarı çıktı. Kabin memuruna neler olduğunu sordu. Kokpite telefon açarak durumla ilgili bilgi verdi.
Havayolu şirketi, ICAO(Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), Annex 17 Chapter 3 Organisation bölümü 3,1 maddelerinde tanımlandığı şekilde uçuş güvenliği ile ilgili kuralları uygulamak ve gereken önlemleri almakla yükümlüdür. ICAO Annex 6’da kuraldışı hareket eden yolcular tehdit düzeylerine göre sınıflandırılmıştır. Yolcuların kokpite girmekte ısrarı tutumu “Tehdit Düzeyi 4” olarak belirlenmiş ve bu sınıftaki yolcuların amacına ulaşmaması için kabin ekibi bütün önlemleri almakla yükümlü tutulmuştur. Sorumlu Kaptan Pilot, Kabin Amirine uçak kaçırma prosedürünün uygulanacağını, kokpit kapısının bir daha açılmayacağını ve yolcuların inişte güvenlik güçlerine teslim edileceğini bildirdi. Tuvalette bulunan yolcu dışarı çıktığında mutfakta duraksadı. Kabin amiri yolcuya yerine oturmasını söyledi. Yolcu olduğu yerde duruyordu. Kabin amiri, perdenin önündeki servis arabasını iterek, perdeyi açtı kabini işaret ederek yolcuya koltuğuna dönmesi gerektiğini söyledi. Bunu yaparken diğer yolcunun hala perdenin arkasında beklemekte olduğunu fark etti.
Tuvaletten çıkan yolcu arkadaşıyla bakıştıktan sonra ağır adımlarla kabine yöneldi. Perdenin gerisinde bekleyen yolcu mutfağa yönelerek tuvalete girdi. Çıktığında O da mutfakta durmaya devam etti. Kabin amiri yine perdeyi aralayarak ve kabini işaret ederek yolcuyu yerine yönlendirdi. Bu zaman zarfında kokpit personeliyle sürekli iletişim kurularak durum hakkında bilgi aktarıldı. Kabin amiri konudan haberdar olmayan kabin memurlarına da bilgi verdi. Kabin ekibinden fiziksel kısıtlama teknikleri eğitimlerinin olduğu teyidini alınca kendileriyle gerektiği takdirde nasıl uygulama yapılacağı hakkında brifing yapıldı. O tarihte kuraldışı yolcu formu kokpitte bulunduğundan ve kokpit kapısı tüm yolcular uçaktan indirilene dek açılmadığından doldurulamadı. Uçak İstanbul Atatürk Havalimanı’na indiğinde havayolunun uçak emniyet görevlisi ve 5 polis memuru uçağı karşıladı. Kabin amiri yolculara anons yaparak 2. bir anonsa kadar yerlerinde oturmaları gerektiği bilgisini verdi. Güvenlik güçleri kabin amirinden, kabin memurlarının yolcuları kapıya getirmelerini talep ettiler. Kabin amiri, kabin ekibinin güvenliği için böyle bir şeyin olamayacağını, ancak silahlarını bırakarak kabine girdikleri takdirde yolcu teşhisinde kendilerine yardımcı olabileceklerini belirtti. Güvenlik güçleri bir süre sonra uçağa girerek yolcuları teslim aldılar. Bütün yolcular uçaktan indikten sonra sorumlu kaptan pilot, kabin amiri ve yolcularla muhatap olan kabin memuru havalimanı karakoluna giderek ifade verdiler. Mevcut yasada kuraldışı yolculara ait bir suç tanımı ve cezai müeyyide bulunmadığından uçuş personeline: “Şikâyetçi misiniz? “ sorusu yöneltildi. Kabin ekibi durumun şahsi bir şikâyet yerine uluslararası uçuş güvenliği kurallarının uygulanması olduğunu belirttiler. Ancak uluslararası güvenlik kuralları ile mevcut havacılık yasası örtüşmediği için durumu ifade etmekte oldukça zorlandılar.
Yolcular karakoldaki beyanlarında uçağa ilk kez bindiklerini, kokpite kaptanla fotoğraf çekmek için girmek istediklerini belirttiler. Kokpite girmekteki ısrarlarından, uçağın kapısını açma tehditlerinden hatta ellerinde fotoğraf makinesinin olmadığından bahsetmediler… İfadelerindeki en ilginç beyan ise kokpit kapısının üzerinde yolcuların içeri giremeyeceğine dair hiçbir yazının olmadığını söylemeleri oldu. Kabin amiri, kokpit kapısında bahsi geçen yazının yazmadığını teyit etti. Uçak, havayolu tarafından yeni kiralanmıştı ve kokpit kapısında “Sadece ekip için” yazmadığı uçuş esnasında kendisin de dikkatinden kaçmamıştı. Bu noktada önemli olan uçağa ilk kez binen yolcuların kokpit kapısında var olmayan bir yazıya nasıl dikkat ettikleriydi? Ya da kapıda öyle yazması gerektiğini nasıl bilebiliyorlardı? Yolcuların üst aramasında sırt çantasını dik tutmak için çantanın içerisine konuşlandırılmış 2 cm. genişliğinde, 50 cm. boyunda metal bir çubuk ve piknik tüpü kafası bulundu. Özellikle metal levye ile “Ben Gurion” gibi son derece itinayla güvenlik kontrollerinin yapıldığı bir havalimanını güvenlik noktasından uçağa nasıl geçildiğine anlam verilemedi. Yolcular ve uçuş mürettebatına ifadelerine havalimanı merkez karakolunda devam edileceği söylendi. Şüpheli yolcular ve uçuş mürettebatı aynı araçta havalimanı dışarısına çıkarıldılar. Merkez karakolunda herkesin ifadesi tekrarlandı. Uçakta akıcı bir İngilizceyle konuşan yolcular merkez karakolunda kendilerine İbranice konuşan çevirmen talep ettiler. Türk Ceza Kanunu’na göre nöbetçi savcıya telefon açıldı. Savcı, yolcuların geceyi nezarette geçirmelerine ve ertesi sabah mahkemeye intikallerine karar verdi. Aynı yıl yolcular hakkında “Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma” suçundan 2 dava açıldı. Davalar, “Görevsizlik” kararıyla düştü. “Görev Uyuşmazlığı Sonrası” açılan 3.davanın duruşması ise henüz yapılmadı.
Bu ve benzeri sayısız olayı sistemli bir girişim, büyük bir organizasyonun parçası olabilecekmiş gibi ele almak gerekmez mi? Sivil Havacılık tarihindeki çeşitli örnekler bizlere göstermektedir ki, her havalimanı ancak güvenlik açıkları keşfedilene dek güvenlidir ve birçok yolcu uçağı mürettebatının dikkati ve tecrübesiyle denenmektedir…


